Monthly Archives: Ocak 2010

“Cık” Kadar Bir Yazı…

“Üzülmeyin Bay Kafka, her şey düzelecek”
Kafka: “Her şey düzgün zaten”

…Cık. İlginç bir takı. Komik. Tek başına söylendiğinde özellikle. Bir kelimeye takı olduğunda ise; faydasız olanı biraz faydalı hale getiren ya da hiç yoktan daha iyi anlamı kazandıran. Ya da farklı olmaya çabalarken kelime; -komik cık takısını alarak aslında farklı olamamanın aynılığı, ironisi.

Plazalarla ve plaza insanlarıyla tanışalı çok oldu. Ellerinde veya omuzlarında çantaları, takım elbiseli, dosdoğru yürüyen, düzgün insanlar. Tam manasıyla çalışan insan görüntüsü. Üreten aynı zamanda. Bilinçli. Saygın. Ve aynı zamanda dört dörtlük tüketen tabii ki. Plaza insanı olmaya yakışır bir biçimde! Sevgili Guru’ya sadece “Plaza İnsanı” olsaydı sitenin adı ne kadar güzel olacaktı demek isterim. …Cık da neyin nesi! Herşey düzgün giderken. Ya da Kafka’nın da dediği gibi ‘Her şey düzgünken zaten.’ 🙂

 

Kafka 80 küsür yıl önce -yazımı 11 yıl süren- muhteşem sistem eleştirisi olan romanı Dava’yı yazar. Romandaki Joseph K başına ne geldiğini hiçbir zaman anlayamaz. Derdini de anlatamaz. K’yı yakalayıp hakim karşısına çıkaran düzgün giyimli, düzgün yürüyen insanlar da niye Bay K’nın başına böyle bir şey geldiğini K’ya açıklayamazlar. Açıklama derdinde de değillerdir zaten. Bir şekilde böyle olması gerekiyordur o kadar.  Şato’da ve Dönüşüm’de de böyledir aşağı yukarı. Birşeyler olur, -ciddi şeyler- ama nedendir bilinmez. Mantıklı açıklaması yoktur sistemin. Ve bunu hiç kurcalamaz Kafka. İronik olanı gözümüzün önüne getirir sadece ama anlatmaya açılamaya çalışmaz. Böceğe dönüşmüşseniz ya da bir şatayo hapsolmuşsanız bunun daha nesini anlatacaksınızdır. Herşey olması gerektiği gibidir işte, düzgündür.

Plazaları ben her akşam işten çıkıp eve giderken görüyorum. Zincirlikuyu’da. Sağımda ve solumda kat kat, düzgünce yükseliyorlar. Dışardan bakıldığında imrenilen, içine girebilmek ve orada kalabilmek için çok uğraşılan Şato’lar…

Ve Plaza İnsancıkları. Servislerini bekliyorlar. Ya da servislerine binmiş halde bekliyorlar. Yeryüzünün tek düşünen, en yaratıcı, en dönüştürücü yaratığı olan insanoğlu bütün gün bir çoğu devasa yapılar olan plazalarında takım elbiseleri içinde masalar ve katlar arasında dolaşmanın ürkütücülüğü üstlerine sinmiş bir halde, öylece bekliyorlar.

İnsandan insan-cık-a dönüşmenin hayalkırıklığıyla.

Konuk Yazar : SUSUZ YENGEÇ

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Plaza Yaşamı, İş Hayatı

İçelim, Zenginleşelim !

Yakın geçmişte bir reklam vardı; güya krizi aşmak için bir sakız almanın bile yeterli olabileceği vurgulanıyordu. Aklı başında, ünlü olmuş, ciddi ciddi insanlar ekranın veya mikrofonun karşısına geçip bize satın alacağımız her sakızın zincirleme etkiyle Türkiye ekonomisine nasıl fayda edeceğini anlatıyorlardı.

O reklam hâlâ devam ediyor mu bilemiyorum; ama 2 gün önce aldığım bir mail bu reklama atıfta bulunuyor.

Hoşuma gittiği için -öncesine bir de ‘Plaza İnsanı’nın neden içtiğini açıklayan hoş bir grafik ekleyerek- ve herkese “iyi Pazarlar” dileyerek aşağıya aktarıyorum.

Plaza İnsanı, neden içtiğin apaçık ortada!  Grafiğe göre A) Hedeflediğin kariyer  yolu B) Gerçekte bulunduğun kariyer seviyesi     C) Neden içtiğini açıklayan bölge

🙂

Peki, madem içiyorsun; rakıyı tercih edersen neler olur, hiç düşündün mü?

RAKI İÇERSEN

Üzüm ve anason eken çiftçiler kazanır,
Alkol üreten fabrikalar kazanır,
Orada çalışan işçiler kazanır,
Rakı satan bayiler kazanır,
Meyhaneler kazanır,
Peynirciler kazanır,
Garsonlar kazanır,

Mezeciler kazanır,
Balıkçılar kazanır,
Kavun satanlar, leblebi satanlar kazanır,
Şişe üreticisi kazanır,
Nakliyeci kazanır,
Taksiciler kazanır…

İÇTİKTEN SONRA KAZA YAPARSAN

Kaportacı kazanır,
Tamirci kazanır,
Hastahaneler kazanır,
Doktorlar kazanır,
Haber olabilirsen, kameramanlar,
Gazeteciler, TV’ciler kazanır

KAZA YAPIP ÖLÜRSEN

Mezarcılar kazanır,
Tabutçular kazanır,
İmamlar kazanır,
Çiçekçiler kazanır,
Lokmacılar kazanır

Velhasıl bütün Türkiye kazanır !..
Sadece sen kaybedersin !…

Bu iş öyle çiçekle, simitle, sakızla olmaz !…
AL  İÇ..!

AL… İÇ… EKONOMİYE  CAN VER…    😉

1 Yorum

Filed under Uncategorized

Kadın Donu – Erkek Donu, Yok mu Bu Krizin Sonu?

Alan Greenspan’i tanımayan varsa kısaca şöyle hatırlatalım: ABD Merkez Bankası eski başkanı. Yani şimdiki Bernanke’nin selefi.

Soldaki Resim: Selef Greenspan (Bush’un desteğini de arkasına almış, mutlu). Sağdaki resim: Halef Bernanke (Obama’nın desteğini henüz arkasına alamamış, üzgün).  😉

Aynı zamanda dünya piyasalarıyla igili doğru tahminler yapmasıyla da ünlü olan Greenspan, yıllar önce, görevde olduğu dönemde katıldığı bir radyo programında ekonomik krizin ilk belirtilerinden birinin erkek iç çamaşırları satışlarındaki düşüş olduğunu söylemiş! Açıklamasını da şöyle yapmış: Erkekler iç çamaşırlarını sadece ihtiyaç olarak görürler ve nasıl olsa başkaları görmüyor diye yeni çamaşır almak yerine eskisini kullanmaya devam ederler.

2009 krizindeki göstergeler de Greenspan’in bu söylemini doğrular nitelikteymiş. (Böyle “miş”li, “mış”lı yazıyorum diye sizlerle ‘kafa’ bulduğumu sanmayın lütfen! Ben de şu an önümde duran Baltaş-Baltaş Yönetim Eğitim Danışmanlık Merkezi’nce yayımlanan KAYNAK dergisinin 2009 yılı son sayısının yalancısıyım.)

Konumuza geri dönelim. 2008 Ocak-2009 Ocak ayları arasında geçen sürede erkek iç çamaşırı satışlarındaki düşüş %12’ler civarındaymış. Aynı teoriye göre krizin düzelmeye başladığını söyleyebilmek için erkeklerin iç çamaşırlarını bir önceki döneme göre %2-%3 daha fazla satın alması gerekirmiş.

Peki ya kadınlarda durum ne? İlginçtir, onlarda da durum tam tersi. Ekonomik krizlerde çeşitli alışverişlerini kesmeye başlayan kadınlar kendilerini iyi hissetmek için aksine kozmetik ve iç çamaşırı harcamalarını artırıyorlarmış! (Ben bu söylemi biraz daha öteye götürerek şimdi şunu düşünüyorum: Bir sektörde işler tıkırında gidiyorsa, arz talebe yetişemiyorsa o ürünün reklamını yapmaya, reklam harcamalarını artırmaya pek gerek olmaz. O zaman medyada kozmetik reklamları artarsa satışlar endişe verici duruma gelmiş, üreticiler satışları artırma çabasına girmiş diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Yani, sağda solda daha fazla kadın iç çamaşırı reklamı görmemiz -Greenspan’ın teorisine göre- ekonominin genelde iyi gittiğine işaret olmalı ve rahatlamamızı sağlamalı. Tersi de söz konusu; örneğin akşam TV’yi açtığımızda uzunca bir süre ‘zap’ladığımız halde bir tane bile iç çamaşırı veya makyaj malzemesi reklamına rastlayamıyorsak, genel gidişattan fazlaca endişe etmemiz gerekir!)

Tekrar konumuza dönelim. Örneğin 6 Temmuz 2009 tarihli İngiliz Daily Telegraph gazetesi son ekonomik krizin başlangıcından itibaren İngiltere’deki seksi iç çamaşırlarında artış olduğuna dair kapsamlı haberler yayınlamış. Kadınların daha seksi görünerek mutlu olma güdülerinin yanısıra artan işsizlikle dışarı çıkarak gezme tozma eğilimleri azaldığı için evde kalıp “hem eşimle/partnerimle “temel içgüdü”mü tatmin eder hem de hoş vakit geçiririm” diye düşünmeleri bu artışı açıklayıcı sebepler. Zaten birkaç farklı kaynakta, her ekonomik kriz döneminde hamilelik, dolayısıyla doğum oranlarında artışlar olduğuna dair haberlere rastlamamış mıydık?

Özet olarak şunu söyleyebilirim: Yıllarca dergilerde, ‘billboard’larda sütyen-don resimleri gördükçe içim gıcıklandı durdu; artık bu tür resimleri gördüğümde önce erkek mi yoksa kadın iç çamaşırı mı diye bakacağım, sonra da duruma göre ya “oh ohh! İşler düzeliyor” diyerek sevineceğim ya da endişeleneceğim.

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Bir Kısır Döngü Uğruna, Her Şey…


4 yaşında başarı . . .  donuna i ş e m e m e k m i ş.

12 yaşında başarı . . .  arkadaş bulabilmekmiş.

16 yaşında başarı . . .  araba surebilmekmiş.

20 yaşında başarı . . .  seks yapabilmekmiş.

35 yaşında başarı . . .  para kazanabilmekmiş.

50 yaşında başarı . . .  çok para kazanabilmekmiş..

60 yaşında başarı . . .  seks yapabilmekmiş.

70 yaşında başarı . . .  araba surebilmekmiş.

75 yaşında başarı . . .  arkadaş bulabilmekmiş.

80 yaşında başarı . . .  donuna i ş e m e m e k m i ş.

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Ayinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz

Bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir şekilde dizili bırakın. Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gönderin ve kapıyı kapatın. Onları kendi hallerinde bırakın ve 6 saat sonra odaya giderek durumu analiz edin.

Adaylar
eğer tuğlaları sayıyorlarsa onları Muhasebe bölümüne yerleştirin.
Eğer tuğlaları tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler bölümüne yerleştirin.
Eğer odanın her yanına tuğla saçmışlarsa Mühendisliğe yerleştirin.

Eğer tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama bölümüne yerleştirin.
Eğer tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyon bölümüne yerleştirin.

 

Eğer uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerleştirin.                                                 Eğer tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi İşlem bölümüne yerleştirin.
Eğer boş boş oturuyorlarsa İnsan Kaynakları bölümüne yerleştirin.
Eğer her türlü kombinasyonu denediklerini söylüyorlar AMA bir tuğlayı bile yerinden kıprdatamıyorlarsa Satış bölümüne yerleştirin.

Eğer odada değillerse Pazarlama bölümüne yerleştirin.
Eger camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik Planlama bölümüne yerleştirin.

Ve son olarak…

Eğer biribirlerine bir şeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla bile yerinden oynamamışsa onları tebrik edin ve

Üst Yönetime (mesela CEO’ luğa) yerleştirin. 🙂

 

Yorum bırakın

Filed under Hiyerarşi, İş Hayatı

Vekilin Senden Çok Kazanıyor(sa n’olmuş yani!)

“Sen de ne paragöz adammışsın yahu!” diyeceksiniz, ama son iki yazının içeriğiyle benzeştiği için araya başka yazı koymadan bu sefer de milletvekillerimizin maaşlarını konu ediyorum.

Sonra uzunca bir süre “maaş”la ilgili para-pul konularına girmeyeceğim söz!

Yılmaz Dağdeviren adlı bir şahıs, üşenmemiş, bizim milletvekillerinin görev süreleri boyunca kazandıkları paralar ile Avrupa’nın belli başlı ülkelerinde görev yapan meslektaşlarını kıyaslamış. Ortaya çıkan sonuç çarpıcı.

Y.Dağdeviren’in ellerine sağlık deyip aynen aşağıya aktarıyorum.

Ülke : Türkiye

Kişi başı milli gelir: 10.000 $.

Milletvekili maaşı: 5.600 $.

 Yan ödeme: Harcırahlı.

 Emeklilik: Yaş sınırı yok.

Çifte emekli geliri var.

Maaşın milli gelire oranı: % 56.

Ülke : Norveç

Kişi başı milli geliri: 98.000 $.

Milletvekili maaşı: 7.500 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: 65’ten sonra.

Maaşın milli gelire oranı: % 7.6…

Ülke : İsviçre

Kişi başı milli geliri: 65.000 $.

 Milletvekili maaşı: 4.200 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 6.4.

Ülke : Danimarka

Kişi başı milli geliri: 64.000 $.

Milletvekili maaşı: 5.000 $.

Yan ödeme: Yok.

 Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 7.8.

Ülke : Finlandiya

Kişi başı milli geliri: 52.000 $.

Milletvekili maaşı: 4.000 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.

Ülke : Hollanda

Kişi başı milli geliri: 52.000 $.

Milletvekili maaşı: 5.660 $.

Yan ödeme: 150 $.

Emeklilik: Memur gibi.

Maaşın milli gelire oranı: % 10.8.

Ülke : Avusturya

Kişi başı milli geliri: 50.500 $.

Milletvekili maaşı: 8.100 $.

Yan Ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 16.

Ülke : Belçika

Kişi başı milli geliri: 47.000 $.

Milletvekili maaşı: 5.064 $.

Yan ödeme: 1.423 $.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 10.6.

Ülke : İngiltere

Kişi başı milli geliri: 46.500 $.

Milletvekili maaşı: 6.200 $.

Yan ödeme: Londra kenti 9 gidiş-geliş bileti.

Emeklilik: Memur gibi.

Maaşın milli gelire oranı: % 13.3.

Ülke : İtalya

Kişi başı milli geliri: 40.000 $.

Milletvekili maaşı: 9.150 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Memur gibi.

Maaşın milli gelire oranı: % 22,8.

Ülke : İspanya

Kişi başı milli geliri: 37.000 $.

Milletvekili maaşı: 2.312 $.

Yan ödeme: 1.500 $.

 Emeklilik: Memur gibi.

Maaşın milli gelire oranı: % 4.

Ülke : Fransa

Kişi başı milli geliri: 46.000 $.

Milletvekili maaşı: 4.648 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: 55 yaş sonrası.

Maaşın milli gelire oranı: % 10.

Ülke : Çek Cumhuriyeti

Kişi başı milli geliri: 21.000 $.

Milletvekili maaşı: 1.900 $.

Yan Ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 9.

Ülke : Litvanya

Kişi başı milli geliri: 15.000 $.

Milletvekili maaşı: 820 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 5.4.

Ülke : Polonya

Kişi başı milli geliri: 14.000 $.

Milletvekili maaşı: 1.893 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 13.5.

Ülke : Ermenistan

Kişi başı milli geliri: 4.000 $.

Milletvekili maaşı: 200 $.

Yan ödeme: Yok.

Emeklilik: Yok.

Maaşın milli gelire oranı: % 5.

Einstein çok haklı, her şey görecelidir. Dolayısıyla, alınan maaşın “mutlak değeri”nden çok, o ülkenin genel refah düzeyiyle kıyasladığınızda kazandığınız paranın ne seviyelerde olduğu önemlidir. Tıpkı, size ödenen maaşın (tabi ki belli seviyeye kadar elinize geçen paranın “mutlak değeri” de önemli ama) şirketinizin genel maaş politikası içinde nerede olduğunun önemli olması gibi… Aksi taktirde, çalışırken sürekli haksızlığa uğruyormuşsunuz duygusu kemiriverir içinizi… 

Yukarıda yer alan maaşlara bu açıdan baktığımızda bizim milletvekillerinin içini kemirecek bir durum yok ortada! Çünkü bütün ülkeleri geride bırakıp birinciliğe oturmuşlar. E bravo !

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Adama Göre Maaş Mı, Sektöre Göre Adam Mı?

İnsan kendi yazısına yorum yapar mı?

Yaparmış demek ki!

Bir önceki yazıyı gecenin 3’ünde buraya aktarınca bazı şeyler o an değil, sonradan dank etti demek ki.

Bilmem, önceki yazıda maaş skalalarını sektörlere göre karşılaştıran tablolara göz attığınızda sizin de dikkatinizi çekti mi?

Tekstil sektöründe eşekler gibi (resime bakılırsa “köpekler gibi” demek daha doğru)  😉 çalışıp genel müdür olmaya uğraşacağınıza ilaç sektöründe herhangi bir şirkete müdür olun daha iyi!

Hele hele, Turizm sektöründe küçük bir şirkette bir sürü insana (başta patrona ve ailesine – ki mutlaka şımarık bir oğulları veya kızları vardır meşhur “veliaht” kategorisinden- ) yalakalık yaparak Genel Müdür olmaya çalışacağınıza Reklamcılık sektörüne kapağı atın, biraz CRM öğrenin, biraz da saçlarınızı uzatıp uçuk kaçık giyinin ve Müşteri İlişkileri Direktörü olun, çok daha iyi! 😉

Yorum bırakın

Filed under Hiyerarşi, Kariyer, İş Hayatı