Monthly Archives: Aralık 2009

Bir Dakika İçinde Dünyada Neler Oluyor(muş), Neler !

Dün gazetelerden birinde, ilginç bir haber vardı. Dünyada bir dakikada neler olduğuna dair bazı istatistiklere yer veriyorlardı

İçlerinden bazılarını Plaza İnsanı için ayıkladım.

Her dakika

  •  250 bebek doğuyor, 113’ü açlık sınırında 15’i sakat dünyaya geliyor
  •  107 insan hayatını kaybediyor
  •  380 kadın hamile kalıyor bunların 190’ı istenmeyen gebelik

İlk 3 maddenin özet yorumu şu olabilir : 250 bebek doğup 107 insan öldüğüne göre:
250-107=143,  her geçen dakika dünya nüfusu net 143 kişi artmakta…

Oysa aynı zamanda 190 kadın istenmeyen gebelikten hamile. Demek ki, kadınlar gebelikte korunma hatası yapmasalar ya da erkekler onları sexe zorlamasa 143-190= – 47; dünya nüfusu her dakika en az 47 kişi azalır. “En az” diyorum çünkü bir de gebelik sırasında ölenler var.

  • Dünyada ortalama bir kişi 0,013 dolar kazanıyor
  • ABD’li ünlü televizyoncu Oprah Winfrey 523 dolar kazanıyor
  •  

    Oprah, bir dakikada kazandığıyla 4 ortalama insanı

    (“ortalama insan” ne demekse?) aylık maaşa bağlayabilir.

     

  •  Büyük giyim markalarının fabikalarındaki işçiler 0,0014 dolar kazanıyor
  •  Büyük giyim markaları 36 bin 505 dolar kazanıyor
  • Büyük Giyim Markalarından birinin fabrikasında çalışan bir işçi çalıştığı fabrikanın bir dakikada kazandığı parayı elde edebilmek için 26 milyon 75 bin dakika (dikkat 54 bin iş günü yani yaklaşık 200 yıl ediyor!) çalışması gerek. Vahşi kapitalizm bu işte ! Ey Plaza İnsanı, sen de bu hesabı yap; çalıştığın şirketin yıllık kârını dakikalara böl, sonra aynı hesabı aldığın net maaşına uygula ve aradaki uçurumu gör! Sonra da iki alternatif söz konusu: Ya kendini tekstil işçisiyle karşılaştırır, sevinir işine dört elle sarılırsın ya da hafta sonu gider Remzi Kitabevi’ne Karl Marx’ın romanını alır okumaya başlarsın!

      

  • 9 kişiye HİV virüsü bulaşıyor
  • Eyy Bir Gecelik Aşk’ların uzmanı Plaza İnsanı, her seferinde yeni birini ayarladın diye sevinme. Hele hele uzun sevişiyorum diye hiç sevinme! Ne kadar uzun sürerse cinsel ilişkin o kadar dakika çarpı 9 oluyor zincire eklenen aidsli sayısı! Sayı arttıkça zincirin bir halkası olma ihtimalin de artıyor, unutma!

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Araba, Hatun ve Böğürtlen

Bir zamanlar Türk erkeğinin vazgeçilmez üçlüsüymüş at, avrat ve silah…

Bugün durum nasıl? Değişen bir şey var mı Türk erkeği için? 

Bu üçlünün sarsılmaz ‘değişmez’i avrat. O hâlâ vazgeçilmez Türk (hatta dünya) Erkeği için.

Silah deseniz, son yıllarda yurdum insanındaki silahlanma artışına bakılırsa onun da ‘maşallah’ı var.

Değişen tek şey “at” mı o zaman? Onun da yerini “araba”lar almadı mı?

Plaza Erkeği’ni ortalama Türk erkeğinin dışında tutmamız lâzım. O zaman, “At-Avrat-Silah” üçlemesinin Plaza Erkeği’ndeki yansımasına bakalım:

At : Herhalde İngiliz polisi gibi asfaltta nal sesleri eşliğinde dolaşıp atla işe gidip gelmesini beklemiyoruz Plaza Erkeği’nin. Onun da “at”ı arabası. Şirketinin tahsis ettiği veya sahip olduğu arabalarla gurur duyuyor o da. Bazen henüz sahip olmadığını, bilmemkaç sayfalık kredi sözleşmesine imazalar atarak taksitlerini ödedeği için o arabayı ona emanet ettiklerini sadece emanet ettiklerini falan unutsa da… Bu arada, eğer her sabah binip işe gittiği o oturgaçlı götürgeci eğer kendi seçmişse camları genelde koyu renk oluyor, nedense? Sanırım, sevgiliyle kaçamak yapıldığında yakalanılmasın diye. Yakalanmaktan kastım eski zamanlardaki gibi ahlâk zabıtalarına değil elbette. Ex-hatun ya da henüz “ex”olmamış sevgiliye yakalanmamak önemli olan! En azından orada burada park edip rahat öpüşebilmeliler canlar çektiğinde. Öpüşmek Plaza Erkeği’ni pek kesmez ya neyse! İlla ki “voulez vous coucher avec moi” durumları söz konusu olmalı. Hızlı yaşamalı ya her şeyi!

Avrat :  Plaza erkeği için de önemini koruyor. Tek farkla, eskiden eli yüzü düzgün bir kadınla birlikte olmak gurur duymak için yeterli gelirmiş, şimdi ise skor çok önemli. “Eli yüzü düzgün”den ziyade “elli-yüz-düz” mertebesine erişmek gurur veriyor Plaza Erkeği’ne. Yani o meşhur kavram “One Night Stand” kavramı icat oldu olalı mertlik bozuldu; çünkü skora koşar oldu Plaza Erkeği de. Ve ‘avrat’ kelimesinin yerini ‘hatun’ aldı. ‘Hatun’un niteliğini de nicelik kaptı.

Silah : Plaza Erkeği’nin günümüz Türkiye’sinin silahlanmadaki ortalama artış hızını yakalayamadığını düşünüyorum. Allahtan! Zaten, bir Plaza erkeğinin her sabah binaya girdiğinde, güvenlikten geçerken belinden silahını çıkartıp kenara koymak zorunda olduğunu düşünebiliyor musunuz? Karizma sıfıra iner oracıkta. Plaza Erkeği ‘Magnum’dan, ‘Baretta’dan anlamaz. (yine) Allahtan! Onun silahı, belinde ve elinde dolaştırdığı “cep”idir. ‘Böğürtlen’i yani. (Reklam olmasın diye ‘Blackberry’ demedim; anlasanıza.) O, ‘böğürtlen’ini çıkartır koyar manyetik dedektörden geçmeden yandaki sehpanın üzerine.

Ha! bu arada, bir Plaza Erkeği, henüz bir ‘böğürtlen’e sahip olamadıysa, ya şirketi ufak bir şirkettir ya da o, şirkette henüz önemli bir pozisyona gelememiş demektir.

Nice hatuna duyurula…

Yorum bırakın

Filed under Plaza Yaşamı

Plaza İnsanı Nasıl Sağlıklı Olur?

The Independent gazetesinde yayınlanan sağlık ipuçları listesinde günde bir diş sarmısak yemek, sık sık balık tüketmek, kansere karşı koruması için selenyum almak, daha fazla su içmek gibi öneriler yer alıyor.
2010 kapımıza dayanmış durumda, onun her gününü sağlıklı geçirmemiz için İngilizler bize neler yapmanızı öneriyorlar, bir bakalım.

1-Hergün bir diş sarmısak yiyin: Sarmısak vücuttaki hastalık sebebi olabilecek kimyasalların seviyesini yüzde 48 azaltırken, beynin yaşlanmasını önlüyor, kolestrolü düşürüyor. (Binadaki herkesin aynı gün bu öğüde uyduğunu düşünebiliyor musunuz? O günü mide bulantısız, kusmadan tamamlayabilirseniz gerçekten sağlıklısınız demektir!)

2-Egzersizi ihmal etmeyin: Günde bir kilometre yürüyüş ya da haftada üç kez hafif egzersiz kalp hastalığı riskini düşürüyor. (Hafif egzersiz… Bunu beğendim işte… Bilgisayar başında, klavye ve mouse ile yaptığımız hareketlerden ala “hafif egzersiz”mi olur?)

3-Kepekli ürünler kanserden korur: Haftada dört kez kepek içeren ekmek, makarna ya da kabuklu pirinç tüketmek kanser riskini yüzde 40 azaltıyor. (Sonrasında Beyaz Çikolata, Sabayan Mus ve Limon Sorbe yiyemeyeceksek ne anladım!)

4-Sebze-meyveyi eksik etmeyin: Sebze-meyve, özellikle de domates, kırmızı üzüm, brokkoli yiyenlerde kalp krizi, kanser ve şeker hastalığı riski düşüyor. (Domatesi eksik etmeyelim hakikaten, çürütür çürütür masamızın önünden geçen egosu hastalıklı yöneticimize fırlatrır, rahatlayıveririz!)

5-Ayaküstü yemekten vazgeçin: Hamburger, patates kızartması vs. gibi yiyecekleri tüketmeden önce kalp hastalıklarının üçte birinin bu yiyecekler yüzünden ortaya çıktığını hatırlayın ve fast food’dan vazgeçin. (Oldu mu şimdi? Aşkları, ilişkileri, beğenip, sahip olup tüketmeleri hep “fast” hatta “very fast” yaşa, ama “fast food” yiyeme!)

6-Bel ağrısına çalışma iyi gelir: Araştırmalar bel ağrısı çekenlerin yatmak yerine normal aktivitelerine devam ettiğinde daha çabuk iyileştiğini gösteriyor. Fazla zorlamamak koşuluyla hareket etmek belinize yatmaktan daha iyi geliyor. (Demek ki, bazen yorulup belimiz tutulduğunda omurgamızdan şüphelenmek yerine bizi gerçekten fıtık eden şeyin ne/kim olduğunu irdelememiz lazım)

7-Sofrada balık olsun: Düzenli olarak balık yemek kalp riskini azaltıyor, ayrıca balıkta bulunan yağlar bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor. (Yanında biberiyeli patates, mantar ve Chardonnay sos, Pack Choi gibi havalı garnitürler olmazsa balık yemek biz Plaza İnsanını kesmez!)

8-Tuzu azaltın: “Fazla tuz felce ve kalp hastalıklarına davetiye çıkarır” diyen uzmanlar günde 5 gramdan fazla tuz tüketilmesini sakıncalı buluyor. (Oysa biz ne masallara inanmıştık… Yok günün birinde bir kral kızlarına sormuşmuş da, “beni ne kadar çok seviyorsunuz?” demiş de, kızlarından biri “tuz” kadar demiş de, kral bunu anlamamış da, sonra kız bütün yemekleri tuzsuz yapmış da, kral da o zaman tuzun önemini, kızının onu ne kadar çok sevdiğini anlamış da… mış mış da mış mış…)

9-Biraz şarap kanserden korur: Günde bir-iki kadeh şarap, kanser riskini azaltırken, vücudu gripten koruyor ayrıca yaşlılıkta bunamaya engel oluyor. (Ulan! zorla adamı şarapçı yapacaklar Tövbe tövbee!)

10-Kahvenin faydaları: Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek tansiyona neden olabiliyor. (Bkz 20. madde)

12-Şok diyetler faydasız: “Haftada üç kilo” vermeyi vaadeden diyetlerden uzak durun. Kilo vermek istiyorsanız bunu hafta hafta değil uzun vadede yapmaya çalışın. (Bize uymaz, biz “fit” olmak zorundayız. Hatta diyetler haftada üç değil onüç kilo verdirse keşke!)

13-Aşırı kiloya dikkat: Yeni bir araştırmaya göre, kilolu insanların aldıkları her yeni kilo ömürlerini 20 hafta kısaltıyor. Fazla kiloları vermek kalp, kanser, eklem iltihabı hastalıklarından koruyor. (Ne kadar da kesin rakamlar verebiliyorlar. Bu hesaba göre, denklem : (Tahmini Ecel Tarihimiz eksi (ilavekilo x 20 x 7gün)) = Bugünün Tarihi olduğunda yemek yemeyi derhal bırakmamız gerekiyor çünkü 24 saat içinde ölüyor olmamız lazım!)

14-Selenyuma ihtiyacınız var: Kansere karşı doğal bir koruyucu olan selenyum fındık, fıstık, balık, tahıl gibi ürünlerde bol miktarda bulunuyor. Hergün selenyum alanlarda kanser riski yüzde 37 azalıyor. (Ayriyeten aganigi maganigi…!)

15-Kolestrolü düşürün: Egzersiz yapmak ve yağı, tuzu azaltmak kolestrolü düşürüyor, bu da kalp krizi ve felçten korunmanızı sağlıyor. (Egzersiz, egzersiz, egzersiz..)

16-Mucize ilaç aspirin: Ağrı kesici olarak aldığımız aspirin bizi kalp hastalığı, felç ve kanserden koruyor. (Kanı sulandırdığı için, sadece kan kaybından ölme ihtimalin kalıyor geriye)

17-Düzenli seks bağışıklığı güçlendirir: Uzmanlara göre haftada dört kez seks yapmak, vücudu gripten koruyan Iga maddesini artırıyor. Ayrıca bu kişiler on yıl daha genç görünüyor. (Hah ! Karşı cinse sarkıyorsak bir bildiğimiz var, herhalde. Maksat o da sağlıklı ve genç gözüksün yani!)

18-Rahatlamayı öğrenin: Sosyalleşerek, hobi edinerek rahatlamak ruh sağlığına iyi geliyor. Ayrıca haftada üç kez rahatlatıcı egzersiz yapmak stres ve depresyonu önlüyor. (Takmışlar bu egzersiz olayına!)

19- Sigaraya hayır: Sigarayı bırakmak artık daha kolay, nikotin bantları ve sakızları, akupunktur vs. gibi yöntemleri deneyebilirsiniz. Eğer tamamen bırakamıyorsanız azaltmak da sizin için yararlı olacaktır. (Zaten içine edildi bu zevkimizin, birkaç fırt için paltonu giy, asansörü bekle, asansöre bin, bilmem kaç kat aşağıya in, evsiz-barksız tinerciler gibi soğukta sallana sallana ve oradan geçen “içmeyici”lerin bakışlarıyla vurduğu “zaaflarına yenik düşen zavallı” damgasını yiye yiye çek fırtları sonra da leş gibi bir ağız kokusuyla odana dön! İçmeyiz daha iyi)

20-Ağız kokusunun çaresi var: Uzmanlar ağız kokusuna yol açan hastalıkları önlemek için günde iki kez fırçalama, gargara kullanmanın yanısıra havuç gibi lifli yiyecekler yemeyi ve çok fazla kahve içmemeyi öneriyor. (10. maddedeki öneriye bir ilave söz konusu ; yani çok kahve içersek hem çarpıntımız oluyor, hem de ağzımız kokuyor. Çaresi basit ! Bir elimizde kahve fincanı diğer elimizde bir büyük havuçla dolaşacağız ofiste!)

21-Sağlık için şarkı söyleyin: Doktorlar şarkı söylemenin ruh ve beden sağlığına iyi geldiğini belirtiyor. Şarkı söylemek rahatlatıyor, nefes egzersizi yerine geçiyor, depresyona iyi geliyor hatta ömrü uzatıyor. (Stresli bir günde, örneğin çok önemli bir toplantının tam ortasında “sağlıktan daha önemli ne var ki” deyip, ayağa kalkıp bağıra bağıra şarkı söylemeyi denemek lazım. Siz de deneyin. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesinde karşılaşırsak yakanızda bir gül olsun ki, tanımak kolay olsun birbirimizi…)

22-Sağlıklı sinüsler için mırıldanın: Mırıldanarak şarkı söylemek de sinüsleri açıyor, sinüziti önlüyor. (Pardon bağıra bağıra değil mırıldanarak söyleyecekmişiz. Belki Bakırköy’e kadar göndermezler!)

23-Uykusuz kalmayın: Uyku bağışıklık sisteminin iyi çalışmasında etkili oluyor. Yetersiz uyku konsantrasyon eksikliğine yol açıyor. (Özet olarak şu öneriliyor. Bir gece önde hızlı yaşadıysan gün içinde, bilgisayar başında veya toplantıda hele hele o gün eğitim semineri falan varsa ne yap yap kestir, uykunu al!)

24-Hergün vitamin alın: İçeriğinde folik asitin de bulunduğu vitamin tabletleri sizi kanser ve kalp hastalıklarından koruyor. (Karar versinler, balık mı vitamin tableti mi?)

25-Cildinizi nemlendirin: Cildiniz için yazın, güneşten koruyucu kremleri, kışın da çatlama ve kırışıklardan korumak için nemlendiriciyi ihmal etmeyin. (Plazalarda bir güneş, bir rüzgar oluyor ki sormayın! Güneş gözlüğü, kaşkol falan takıp dolaşıyoruz depratmandan departmana zaten)

26-Elma dişlere iyi gelir: Böğürtlen bakterilerin dişe yapışmalarını engelleyerek diş eti hastalığı riskini azaltırken, elma, portakal, havuç, ıspanak gibi lifli yiyecekler de dişleri güçlendiriyor. (kararlılar, illa sevdirecekler havucu!)

27-Eş seçerken dikkat: Uzmanlar kronik rahatsızlıkların kadın-erkek ilişkilerinde iki tarafı da etkilediğine dikkat çekiyor ve kronik hasta bir kişinin eşinin de hasta olması riskinin altı kat artığını söylüyor. (Bir gecelik eşlerde bu oran kaça düşüyor acaba?)

28-Su içmeyi ihmal etmeyin: Günde beş bardak su içen kişilerde kolon kanseri riski yüzde 50 azalıyor. (Demek ondanmış, herkesin elinde – fincan yoksa – küçük boy bir pet su şişesiyle dolaşıp durması)

29-Dostların sağlığa yararı: Doktorlar, dostlarla ilişkilerin hafızayı geliştirdiğine dikkat çekiyor. (Tabi hafızamı gelişir. Çünkü habire sorular sorarak zihnimizi çalıştırıyor oluyoruz… Bu gerçek dostum muydu benim? Daha önce hiç kazık atmış mıydı bana? Neden benimle samimi? Menfaati ne ki? Vesaire vesaire)

30- En sağlıklı meslek grubu pazarlama: İngiltere’de satış elemanları en sağlıklı meslek grubunu oluşturuyor. Bu gruptakiler meslekle ilgili hastalıklara çok az yakalanıyor. (Sonuç: Pazarlama deprtmanında çalışıyorsanız, balık yemenize gerek olmadığı gibi, kahveyi günde iki fincanla sınırlamanıza da gerek yok, hatta sigara içebilir, egzersizlerden kaçınarak kilo alabilirisniz!)

Yorum bırakın

Filed under Sağlık

Estetik Endişesi ve İnsanlığın Geleceği…

Nobel Edebiyat ödülü sahibinden :
“Bugün dünyada, erkekler için gençleştirmeye ve kadınlar için silikonlara, alzheimer hastalığı iyileştirme araştırmalarından beş kat daha fazla yatırım yapılmaktadır.

Bundan dolayı birkaç yıl sonra büyük memeli ihtiyar kadınlar ve sert penisli ihtiyar erkekler olacak ama, ne işe yaradıklarını hatırlamayacaklar”.

Yorum bırakın

Filed under Plaza Yaşamı

Teknoloji ve Plaza İnsancığı

Teknoloji biz Plaza İnsancıklarını esir almış, ama bunun pek farkında değiliz. Sanıyoruz ki, teknolojiye hükmeden biziz.

Excel-Word-Powerpoint üçgeninde ustalıkla geziniyor olmak, üstlerimizin bizden talep ettiği bir sunumu kısa sürede hazırlıyabiliyor olmak ve bu sayede kariyer basamaklarını daha hızlı çıkılabileceğimize inanmak bizi bazı gerçeklere karşı kör edebiliyor.

Teknoloji sayesinde iş yeri ortamımız ne kadar hızlı değişiyor olsa da, hâlâ değişmeyen bir şey var; o da, kariyer basamaklarında bizi yukarılara çok zorlanmadan tırmandıran özelliğin teknolojiyi kullanmada sergilediğimiz becerilerden ziyade, insan ilişkilerinde sergilediğimiz beceriler olduğu. Peki bu gerçeğin farkında mıyız?

Gün boyu W(orld) W(ide) W(eb)’e bağlanıp gezinmek, ihtiyacımız olan her türlü bilgiye anında ulaşabiliyor olmak hepimiz için çok kolay ve elbette bir avantaj ama gerçek yaşamda oluşturduğumuz “network”ler çok daha önemli. Ve Plaza İnsanı olarak teknlolojinin büyülü sarmalına kendimizi kaptırıp insancıllığın bir dolu gereklerini ıskalıyoruz. Bir başka odada çalışan bir arkadaşımızla, dahası sadece 10-15 metre ötemizdeki bir masada oturan mesai arkdaşımızla bile neredeyse tüm iletişimimizi mail boyutuna indirgemiş durumdayız. Dürüst olalım, dostlarımıza (iş icabı dost göründüklerimizi kastetmiyorum) “geçmiş olsun” dileklerimizi dahi mail ile iletir olmadık mı? Bu bizi robotlaştırıyor, bunun farkında mıyız?

Yoksa bunlar sizin hiç umurunuzda değil mi?

Öyle ise bravo !

İleride ne olursunuz bilemem ama siz çoktan ideal bir Plaza İnsancığı olmuşsunuz!

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Plaza İnsancıkları Şiiri

Maslak’tadır mabedleri
Yavandır muhabbetleri
Kariyerdir tek hedefleri
“Yes of course”dur ezberleri

Erkekleri jöle sürer, kadınları her şey…
Haftaiçi zarzor nefes alırlar
Haftasonu gelince zivanadan çıkar
Soluğu mutlaka bir barda alırlar.

Asansör bekler, karşı cinsi keserler
Yemeğe gider, karşı cinsi keserler
Sigara içmeye çıkar, karşı cinsi keserler
Beş günde beş vakit flört ederler

Yılda en az iki kere diyete girer
Sıkça eğitim seminerlerine gider
Sertifikalar CV’lerini süsler
Kahveyi kağıt fincanlarda içerler

Kariyerleri için birbirlerini yerler
“Emekli”ye zorlanınca bunalıma girerler
“Friends”di en sevdikleri dizi bir dönem
Şimdi dizi seyredemez oldular, sürekli mesaideler

Onlar dev fanus ‘yuppie’leri
Kadın erkek, kulakları küpeli
Finansçısı, Bilgi İşlemcisi, İnsan Kaynakçısı
Onlar Plaza insanı, onların hali içler acısı

Yorum bırakın

Filed under Plaza Yaşamı, Uncategorized, İş Hayatı